CiFR İLMİNİN İSLAMDAKİ YERİ

Cifr kelimesi arapçada 'Cefr' şeklinde telaffuz edilir ve kelime anlamı olarak kuzu veya oğlak derisi manasına gelir. Zamanın alimleri tarafından, Hz Ali Peygamber efendimiz (sav) den öğrendiği bu ilmi  El-Cefr ve’l-Cami’a  kitaplarına nakletmiştir demişlerdir. Bunu yaparken ise o zamanlar kağıt olmadığı için bu öğrendiklerini kuzu veya oğlak derisine işlemiştir. Bu ilmin ismi burada anlatılan kuzu veya oğlak derisinden gelmiş ve dilimizde cifir ilmi, Cifr ilmi olarak anılmıştır. Bir rivayete göre Hz Ali'nin yazmış olduğu düşünülen bu ilim hakkında yazılmış iki eser daha vardır bunlar Kitab’ül-Cefr el-Cami’ ve Misbah’un-Nur el-Lami' adındaki eserlerdir. Bir diğer rivayete göre ise bu kitapları yazan Hz Ali değil onun torunu olan Cafer-i Sadık Hazretlerdir.

Katip Çelebi'nin Keşfuzzunun kitabının İlmu Cifir Maddesi'nde ise 'Hz. Ali bu ilmin özünü Peygamber efendimiz'den (sav) almıştır. Bu nedenden dolayı bu ilmin kaynağı vahye dayanmaktadır. ' denmektedir. Bu da aslında bu ilimin doğru kişiler tarafından kullanıldığında İslam dininin bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu nedenden dolayı Cifir ilmini karalamak yerine onun Allah tarafından biz insanlara bir sır olarak verildiğini idrak etmemiz son derece önemli bir hadisedir. Nasıl ki zamanında çoğu bilim dalının temelini müslümanlar atmışsa ve değer görmediği için yabancılar tarafından uygulanmışsa aynı olay ecbed hesabı ve cifir ilmi içinde gerçekleşmektedir. Yabancı ülkelerde kullanılan bu ilim onları daha güçlü hale getirirken maalesef ki biz de hala tartışma konusudur. Hem de bu konuda yazılmış olan hadislere ve alimlerin sözlerine rağmen kabulü tartışılır bir şey gibi insanlara anlatılmaktadır. Oysa bize düşen bu ilme sahip çıkmak ve Allah'ın bize sır olarak gönderdiği bu ilmi araştırmak ve uygulamaktır.

İSLAM ALİMLERİ'NİN CİFR İLMİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

İmam Gazali kişinin nefsinin kötülüklerden arınması şartıyla bazı gaybi sırlara ulaşabileceğini söylemiştir. İbn-i Sina ise kişinin faziletli olması şartıyla bazı gaybi sırların açılmasına muktedir olabileceğini söylüyor. İbn-i Haldun ise bu ilme istinaden maneviyatı güçlü insanların bazı olayların gerçekleşmeden sırlarına erişilebileceğini belirtmektedir. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Ancak o dönemin alimlerinin genel görüşü ise bu sırların bazı insanlar tarafından keşfedilmesi keramet olarak adlandırılmıştır.